- CİN MUSALLATI MESELESİ -
- Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah ve etûbileyh.
- Elhamdülillah Elhamdülillah Elhamdülillahi Rabbil alemiyn.
- Vessalatü vesselamü ala Resulina Muhammedin el emin.
Euzü Billahimineşşeytaniracim.
Bismillahirrahmanirrahim.
Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu,
Öncelikle cin musallatının ne olduğunu ve belirtilerini konuşmak gerek. Belirtilerden yürüyecek olursak; halk arasında meczupluk, akıl hastalıkları, gözüne görünme, seslerini duyma, onlarla arkadaş olma, evlenme, korkutulma, karabasan, kâbuslar, aşırı takıntı, titizlik, aşırı öfke, aşırı şehvet, cinnet geçirme, kendini kaybetme, sara nöbetleri vs. gibi haller üzerinden cin musallatı değerlendirilmektedir. Bu ifadelerin, yanlış olmasa da tam olarak gerçeği yansıtmadığını, yanıltıcı ve eksik kaldığını belirtmekte fayda var.
Aşağıda kaynaklar bölümünde verdiğimiz ayet ve hadislerde geçen; "üzerimize inmesi", "kanın dolaştığı gibi bedenlerimizde dolaşması", "hiç ayrılmayan bir arkadaş olması" gibi ifadelerden de anlaşılacağı üzere, cinlerle olan temas (musallat) ve bize tesir etmeleri haktır, ve bu temas, dışardan haricen değil, bizzat bedenlerimizde taşıdığımız, nereye gidersek gidelim bizimle birlikte olan şeytanlarla gerçekleşmektedir. Örneğin, gözümüze göründükleri zaman, aslında onların siyretini değil, gözümüzde ki ruhsatları oranında bize gösterdikleri görüntüleri görürüz. Bu temasın sebebi ise; bazılarının ısrarla yaymaya çalıştığı gibi; "eşikten atlandığı, küle basıldığı, yemeklerine bevledildiği, büyü yapıldığı, isimleri anıldığı ya da aşık olduğu" şeklinde ki mesnetsiz uydurma hurafeler değil, sadece ve sadece bizim hata ve günahlarımızdır. (Kaynaklar; 1., 2., 17,..)
Temasın ne kadar ve ne şekilde olduğu çok açık olmasa da, asıl önemli olan konu; nasıl temaslarda bulunduğumuz değil, neden temasa geçtiğimizdir. Ayetlerde de açıkça belirtildiği üzere şeytanla temasımızın ve bize olan tesirinin sebebi, bizim yoldan çıkmamızdan başka bir şey de değildir. Bu temastan ve tesirden kurtulmak isteyenlerin de uygulayabileceği tek hak metod; "Tevbe, İstiğfar, Kısas ve Kefaret"tir. Yediğimiz yâveleri Allah için temizlemeye çalışmadıkça o şeytandan kurtulmamız da mümkün olmayacaktır.
"Şeytanın zâtı üzerinde durmak, elbisene yılan girdi diyen kimseye yılanın enini, boyunu, rengini, şeklini sormak gibi olur. Bunu duyan insan, hiçbir şeye bakmadan elbisesine giren yılandan kurtulmaya bakar. Bunun gibi yılandan daha zararlı olan şeytanı duyan, onun cisim olup olmadığına bakmaksızın hemen onun izalesi ile meşgul olmalıdır."
(Gazzâlî, Ebu Hâmid, İhyâ-u Ulûmiddîn, Dâru Kuteybe, Dımeşk, 1992, III, 47.)

Her iyilik Allah'ın yardımı ve lütfuyla olur. Biz samimi bir temizlik ve dönüş çabasına girişirsek, Allah lütfuyla işleri kolaylaştırır, bizi bağışlar ve kurtarır ümidindeyiz. Ancak yaşadığımız bu sıkıntılardan kurtulmak için cincilere üfürükçülere gitmek, muska takmak, okunmuş sularla yıkanmak, birilerine büyü iftirası atıp büyü bozdurmaya çalışmak gibi işlere girişirsek üzerimizde ki musallatları şişirmek ve yenilerini kazanmaktan başka bir şey yapmış olmayız. Zikir çekerek ya da rukye yaparak musallattan kurtulabileceğimizi iddia edenler var; zikrin güzel bir amel olduğuna ve rukyenin de Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yaptığı kadarıyla hak ve helal olduğuna inanıyoruz. Peki faizi kendine zaruret diyerek helal sayan, zekat vermeyen, adadığı adağı yerine getirmeyen, şirk iftira yalan üzere yaşayan vs. birinin ilgili musallatı, günde bir milyon zikir çekse, uykusuzluktan bayılana kadar Felak ve Nas okusa gider mi siz cevap verin! Peki ilgili günahın tevbe ve kefareti yerine getirilirse o musallat orada kalabilir mi? bunu da lütfen siz cevaplayın. Allah (A.C.) bizlere ne yapmamız gerektiğini en güzel şekilde anlatmışken, kendimize bâtıl yöntemler aramak, uydurmak en hafif ifadeyle, o musallatın tesiriyle kendimizi kandırmaktan başka bir şey olmayacaktır.
Çoğunlukla hafife aldığımız; şirk, isyan, küfür, kibir, zekâtsızlık, namazsızlık, faiz, haksız miras, hak haramlıkları, ana baba eş hakkını çiğneme, haramlar, zina, sapıklık, içki, kumar, iftira, gıybet, laf taşıma, zulüm, dünyalık sebebiyle kin ve intikam, hırsızlık, rüşvet, haksız kayırma, torpil, unutulan adaklar, yalan vs., gibi tüm hata ve günahlar; bu temasın ve tesirin, yani musallatın gerçek sebepleridir.
Şeyhiyle, hocasıyla, doktoruyla, ilacıyla, muskasıyla, cevşeniyle, enerjili taşlarıyla, kibriyle, tağutuyla şirke düşen, başına gelen her sıkıntıda Allah (A.C.)'yi suçlayıp isyan eden, uydurmalar hurafeler bidatler yayan, milyonluk evde oturup zekât vermeyen, bu zamanda mecbur deyip faiz alan-veren, çeşit çeşit zulümlerin ve sapıklıkların deryasında yüzen, sürekli adak adayıp bir türlü yerine getir(e)meyen, yalanı pembe-beyaz renklendirerek hafifleten, eğlencesine fal bakan, iki lafın belini kırarken gıybetin iftiranın kitabını yazan, kumardan iddiadan piyangodan bahisten vazgeç(e)meyen, namaza oruca hayra yaklaş(a)mayan, sabah akşam yolsuzluklardan dem vurup oğlunu kızını torpille hak etmediği bir yere yerleştiren ve binlerce başka sebeple zalim, müşrik, asi, sapık, yalancı, cimri, bencil, fasık, münafık ve hatta kâfir olan, ve bu gibi sebeplerle de dişinden tırnağına kadar musallat yaşayan insî topluluklara dönüşüyoruz haberimiz yok "Euzü billahü teala". Musallat deyince de Kur'ân yerine "Exorsist" filmini aklımıza getirip, cinlerin şeytanların sırf o kişiyi beğendiği için, aşık olduğu için, küle bastığı için, geceleyin mezarlıktan geçtiği için ya da "tesadüfen" bevlederken cinlerin yemek sofrasına denk getirdiği için o kişinin bedenini ele geçirip şeytani bir yaratığa dönüştürdüğünü falan hayal ediyoruz. "Her günahkâr, günahı kadar musallata maruz kalır." Farkında olmayışımız ya da bizi psikopat bir seri katile dönüştürmeyişi, bu musallatın yaşanmadığı anlamına gelmesin. Gerçek şu ki hepimiz az ya da çok (Mertebe x Günah kadar), bedenlerimizde ki musallatlarımızla yaşıyoruz, bazılarımızda bu ayyuka çıkıyor, bazılarımızdaysa sinsi bir şekilde, büyük golü* atmak için bekliyor.
*Büyük Gol: Kişinin iman dairesinden çıkması, kâfir deist ateist olması, imansız ölmesi, müşrik ölmesi, intihar etmesi, birini öldürmesi, cehennemliklerden olması vs.
Bağlı olduğun kuruma cemaate şeyhe lidere verdiğin paraları zekât zannet, faizle iş çevir, güya zina yok, ama sapıklık gırla (ensest, bademleme, eşcinsellerle, transseksüllerle, oğlanlarla, hayvanlarla, birbirine eş ikram ederek vs.), haramı helal yap, helali haram yap, iftira gıybet tecessüsü İslam adına meslek haline getir, riyayı gösterişi ihlas zannet, uydurma ve hurafelerle yeni bir din icat et vs.. Sonra da, "tarikate girişte şeyhim tövbemi aldı, 25 istiğfar çektim arındım, zaten rabıta yapıyorum şeyhim her an benimle, bir de muska yazarsa, bana şeytan asla yaklaşamaz.." de.. birisi hakkı söylediğinde de onu İslam dışı ilan et..
Böyle hallerin varsa sen farkında olmasan bile asıl tuzağa çoktan düşmüşsün demektir. Sıradan, sokakta ki bir Müslüman, örneğin; zinaya düşse çok kolay bir şekilde tevbe edip yönünü değiştirebiliyor, ama, yukarıda asıl tuzağa düşmüş dediğimiz bu kişilerde öyle katı bir taassup başlıyor ki, öyle söylemeseler bile, o kadar temiz günahsız ve üst mertebelerde olduklarını düşünüyorlar ki, bir daha tevbe etmelerine gerek kalmayacak kadar büyük ve kesin bir tevbe ettiklerini ve tevbe konusunu kapattıklarını zannediyorlar, bir daha tevbeye yanaşmıyorlar ve musallatlarıyla kardeş kardeş hayatlarını idame ettirip yanlarına yeni kardeşler katıyorlar.
Allah adına yalan söylüyor, İslam adına yalan söylüyor, Peygamber adına yalan söylüyor, helal sayıp faiz alıyor-veriyor, zekât sıkıntılı, ahlak çatırdamış, yediğinde içtiğinde konuştuğunda hayır yok.. Böyle böyle de "şeytanlaşmış" dediğimiz insî şeytanlar peydah oluyor, yani aklı da bedeni gibi ele geçirilmiş insanlar.. Sanırım en tehlikeli kısım da bu kısımdır. Çünkü Allah'ın verdiği izinle, cinnî şeytanlardan ayrı olarak bu insi şeytanlar da diğer insanlara musallat olma ruhsatına sahiptirler, tabi ancak günahımız kadar. İşte bu durumu da Allah-u teala diğerleri gibi muhteşem bir ayetle, bizlere açıklamıştır;
"İşte biz, kazanmakta oldukları günahlar sebebiyle zalimlerin bir kısmını, diğer bir kısmına böyle musallat ederiz."
﴾En'am Suresi - 129﴿

Cinci, üfürükçü, medyum ve bir kısım rukyeci tipler vardır, bunlar cinlerinin hüddamlarının olduğunu, emirlerinde çalıştırdıklarını ya da kendilerine yardım ettiklerini iddia ederler. Bu cinler onlara, ilham, kulağına fısıldama, gözüne gösterme gibi çeşitli yöntemlerle bilgi getirebilir. Yanlış anlaşılmasın, bu bilgi gaybî bir bilgi değildir. Kişinin ailesiyle akrabalarıyla yaptığı bir kavga, geçmişten bir kısım haberler, evinde hayatında yaşadığı sıkıntılı haller üzüntüler vs. gibi bilgileri vererek, o kişinin ona olan inancını sağlamlaştırıp, ne söylese inanacak kıvama getirmek içindir bu. (Kaynaklar; 23.) Bu bilgiler gayb değildir, cinler açısından sıradan bilgilerdir, çünkü onların ömürleri de, hareket kabiliyetleri de, birbirleriyle olan iletişimleri de bizim gibi değildir. Böyle şeytanî bir operasyonda da son derece organize çalışırlar. Verdikleri bilgiler de mutlaka kirli bilgidir, içine yalan katmadan kesinlikle bilgi vermezler. Genel olarak cinci diye tabir edebileceğimiz bu insanların bizzat kendileri, çoğunlukla şirkleri sebebiyle ağır musallat yaşamakta ve hüddamları (yardımcıları) olduğunu iddia ettikleri o cinlerin oyuncağı olmaktadırlar. Oyuncak olmak tabiri aslında biraz hafif kaçıyor, "cehennem odunluğuna namzet olmaktadırlar" daha doğru bir ifade olacaktır. "Benim cinlerim Müslüman" diyenlere gelince; Ne bir cinin insanla, ne de bir insanın cinle yardımlaşması helal değildir. "Cin Suresi 6. ayet" ve "En'âm Suresi 128. ayet"le bu konu hem bize hem de cinlere açıklanmıştır. Müslüman bir cinin bir insanla işi olamaz, o kendi meşrebinde insanlara bulaşmadan yaşar. Bulaşıyorsa da o Müslümanlardan değildir, ancak yalancı bir şeytandır. (Kaynaklar; 7., 8.)
"Hz. Âişe (r.a.) anlatıyor: "Yâ Resûlallah! Kâhinler bize bir şeyler söylerdi de dedikleri gerçek çıkardı." dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Bu doğru olan sözü bir cin elde eder ve dostunun kulağına fısıldar. O da buna yüz yalan katar!""
(Müslim, Selâm - 122)
"Resulullah (s.a.v.)'in zevce-i paklerinden naklen anlatıyor: "Resululah (sav) buyurdular ki: "Kim bir arrafa (kahine) gelir, bir şeyler sorar ve söylediklerine de (inanıp) onu tasdik ederse, kırk gün namazı kabul edilmez."
(Müslim, Selam - 125)
"Üç Harfliler" meselesine gelince; "Cin" kelimesini söylediği için cinlerin kendisine musallat olabileceğini zanneden o kadar çok insan var ki inanamazsınız. Halbuki ne Kur'an'da ne de sahih Sünnette bununla ilgili en ufak bir şey göremezsiniz. Bu mesele insanların cinlerden korkmaları ve asıl musallat sebeplerinin unutulup gizlenmesi için şeytanların uydurduğu, ve genellikle de o fısıldadıkları yardımlaştıkları cinciler vasıtasıyla yaydıkları uydurma bir hurafeden başka bir şey değildir. Korku şirkin bir basamağıdır ve insanlar bilmedikleri hususlardan daha çok korkma eğilimindedirler. Rabbimiz bize bu konuda da çok önemli bir bilgi ve emir buyurmaktadır;
"Bakın, bu şeytan ancak kendi yandaşlarını korkutur. Mü’min iseniz onlardan korkmayın, benden korkun."
﴾Al-i İmran, 175﴿
Musallatın bir cinden mi yoksa insandan mı geldiğinin, uğradığımız zararın hırsızlıkla mı yoksa sihirle mi olduğunun, ya da ne bileyim, sıkıntımızın bir trafik kazasıyla mı yoksa hastalıkla mı gerçekleştiğinin aslında pek bir önemi yoktur. Önemli olan konu, Allah'ın zerre miskal haksızlık ve zulüm yapmayacağı, uğradığımız zararın ve musallatın, ancak günah ve hatalarımız neticesinde geldiğidir. Allah yine de bizlere merhamet eder ve hatalarımızın çoğunu bağışlar, adaletiyle değil merhametiyle muamele eder. (Kaynaklar; 10., 11.)
Ayağı takılıp çamura düşen bir insanın, meczup değilse ilk yapacağı iş, hızlıca kalkıp üzerini temizlemek olur. İlk fırsatta da eve gidip üzerini değişir banyosunu yapar ve kaldığı yerden, "o çamuru unutmadan" (ders alarak) devam eder. Ama düştüğünü kabul etmeyip, "şifalı çamur bu" diyerek debelenmeye devam ederse, hem kendinin hem de başkalarının hastalıklarına sebep olur.
İstisnasız hepimizin, ayağımızın takılıp çamura düştüğümüz anlar oluyor, üstelik bazen iyi kapaklanıyoruz. Çamura ne kadar bulansak ta, su ve sabuna bakıyor temizlik. Hemen kalkmazsak pislik içimize işliyor, o zaman da keselenmek gerekiyor. İşte Tevbe kapısı da, bu su ve sabun gibi uygulaması kolay, ama bütün hayatlarımızı da temizleyecek kadar büyük bir rahmet kapısıdır. Ne kadar pisliğe bulanmış olursak olalım temizlenmemizin bir yolu mutlaka var. Yeter ki kibri bırakıp düştüğümüzü kabul edelim..
Allah,
bizi de sizi de bütün mü'minleri de, burada bahsettiğimiz bahsetmediğimiz her türlü fitneden, hileden, tuzaktan, kandırılmaktan ve hak yoldan sapmaktan muhafaza buyursun. Küçüğünden büyüğüne, cinninden insine, hayvanından haşaratına, malından mülküne ne kadar musallatımız musibetimiz varsa iyilikle ve kolaylıkla kurtulmayı, yanlışlarımızdan dönmeyi, doğrularımızda sabit olmayı, basiretli ferasetli dirayetli ahlâklı merhametli, sevdiği salih kullarından olmayı nasip etsin.
- Âmin, âmin, âmin velhamdülillahi Rabbil alemiyn.
- Vessalatü vesselamü ala Resulina Muhammedin el emin.
- Ekûlü gavli hâza, ve estağfirullahel azîme lî, ve lekum, ve lisâiril mu'minîn.
Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu.
KAYNAKLAR:
1. "Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkese inerler (onlara kötülüğü telkin ederler). Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler, çoğu da yalancıdır."
﴾Şuara - 221, 222, 223﴿
2. "Kim, Rahmân'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar."
﴾Zuhruf - 36, 37﴿
3. "İblîs dedi ki: "Bundan böyle benim sapmama izin vermene karşılık, ant içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın." Allah buyurdu: "Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!""
﴾A'raf - 16, 17, 18﴿
4. "Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur. Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir."
﴾Nahl - 98, 99, 100﴿
5. ""(Haydi) onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yürü. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaadlerde bulun." Hâlbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey va’detmez. "Şüphesiz, (gerçek) kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin olmayacaktır. Vekil olarak Rabbin yeter!""
﴾İsra - 64, 65﴿
6. "Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni ayartmaya çalışırsa, hemen Allah'a sığın."
﴾Fussilet - 36﴿
7. "Gerçi insanlardan bazıları cinlerden bazı kişilere sığınıyorlardı da onların taşkınlığını ve şaşkınlığını artırıyordu."
﴾Cin Suresi - 6﴿
8. "Allah onların tümünü bir araya topladığı gün: "Ey cin ve insanlar topluluğu! Siz aldatmak için insanlarla çok uğraştınız" der. Onların insanlardan olan dostları ise: "Ey Rabbimiz! Biz birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna, kıyamet gününe ulaştık ve yolumuzun yanlış olduğunu görüyoruz" diyecekler. Allah da buyurur ki: "Allah'ın diledikleri, yani affettikleri hariç, içinde ebedi kalmak üzere kalacağınız yer ateştir. Şüphesiz Rabbin herşeyi yerli yerince yapandır ve herşeyi bilendir.""
﴾En'am Suresi - 128﴿
9. "İşte biz, kazanmakta oldukları günahlar sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına böyle musallat ederiz."
﴾En'am Suresi - 129﴿
10. "Şüphesiz Allah, hiçbir şeyle (ve hiçbir şekilde) insanlara zulmetmez. (O kullarına haksızlık etmekten ve zarar vermekten münezzehtir.) Ancak insanlar (günahlara dalmak, fıtrata ve şeriate aykırı davranmak ve kötülüklere sapmak suretiyle) kendi kendilerine zulmetmekte (bela ve cezaları hak etmekte) dirler."
﴾Yûnus Suresi - 44﴿
11. "Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder."
﴾Şûrâ Suresi - 30﴿
12. "Meleklere Âdem’e secde edin demiştik. Hemen secdeye vardılar. İblis müstesna! O cinlerdendi…"
﴾Kehf - 50﴿
13. "Ey iman edenler, şeytanın adımlarını izlemeyin, kim şeytanı adım adım takip ederse, o (şeytan), ona edepsizliği ve çirkinliği emreder. Şayet size lütfu ve rahmeti olmasaydı, Allah, hiçbirinizi temizlemezdi. Fakat Allah, dilediğini arındırır. Allah, hakkıyla işiten, her şeyi en iyi bilendir."
﴾Nur - 21﴿
14. "Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. (Bunlar) aldatmak için birbirine yaldızlı sözler fısıldarlar."
﴾En'am - 112﴿
15. "Kulumuz Eyyub'u da an. Bir zaman o, Rabbine şöyle nida etmişti: "Meşakkat ve acı ile bana şeytan dokundu.""
﴾Sâd - 41﴿
16. "Ve de ki: “Rabbim! Şeytanların gizli kışkırtmalarından sana sığınırım. Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım rabbim!"
﴾Mu'minun - 97, 98﴿
17. "Enes'ten nakledildiğine göre; Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Şeytan, kanın dolaştığı gibi insanın içinde dolaşır."
(Müslim, Selâm - 23, 24, Buhârî, Bed"ü"l-halk - 11)
18. "Kocası gurbette olan (yabancı) kadınların yanına girmeyin. Zîra şeytan, her birinizin içinde, vücudunuzda kanın dolaştığı gibi, (kendisini hissettirmeden) dolaşır." buyurdu. Biz atılıp sorduk:
"Sende de dolaşır mı?"
"Bende de (dolaşır), ancak Allah bana yardım etti de (şeytanım) bana teslim oldu."
(Tirmizî, Radâ 17, 1172)
19. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Şeytan insanoğlunun kalbinin üzerinde tünemiş vaziyette bekler. Allah'ı zikredince siner, çekilir, gaflet etse vesvese verir."
(Buhârî, Tefsir, Kul eûzu birabbi'nnâs 1.)
20. "Ramazan-ı şerifin son günleriydi. Rasul-i Ekrem her yıl olduğu gibi mescitte itikâfa çekilmiş, kendini ibadete vermişti ki bir gece vakti Safiyye (r.a.) kendisini ziyarete geldi. Bir müddet sohbet ettikten sonra Safiyye validemiz, Usame b. Zeyd mahallesindeki evine dönmek üzere ayağa kalktığında, Allah Rasulü de kendisini uğurlamak için onunla birlikte kalktı. Mescidin kapısına vardıklarında, yanlarından geçmekte olan iki kişi Rasulüllah'a selam vererek adımlarını hızlandırdılar. Yanı başında hanımı varken Allah Rasulü'nü oyalayıp rahatsız etmek istememiş olmalıydılar. Fakat bu durumdan rahatsızlık duyan Allah Rasulü, Medineli iki adama "Ağır olun" diye seslendikten sonra hiç beklemedikleri bir açıklamada bulundu: "Bu yanımda bulunan (kadın yabancı değil, eşim) Safiyye binti Huyey'dir." Bir ağızdan "Sübhanallah" diyerek şaşkınlıklarını dile getiren iki adam, "Hâşâ biz senin hakkında başka türlü nasıl düşünebiliriz ey Allah'ın Rasulü!" diyerek Efendimizin açıklama ihtiyacı duymasına biraz da içerlediklerini ifade ettiler. Oysaki Rabbimizin ümmetine düşkünlüğüyle andığı o merhametli elçi, şeytanın olur olmaz telkinlerle bu iki müminin imanına zarar vermesine engel olmak istiyordu. Sözlerine şu çarpıcı ifadelerle açıklık getirdi: "Muhakkak ki şeytan, insanın vücudunda kanın dolaştığı gibi dolaşır. Ben, şeytanın sizin kalplerinize kötü bir şüphe atmasından endişe ettim.""
(Müslim, Selam, 24; Buhari, Farzu'l-humus, 4.)
21. "Doğumu esnasında şeytanın dokunmadığı hiçbir çocuk yoktur. Çocuğun doğarken bağırması, şeytanın bu dürtmesinden dolayıdır. Ancak Meryem’in oğlu ile kendisi bundan müstesnadır."
(Buharî, Bedü’l-Halk 11; Müslim, Fedâil 146–148)
22. "Sizden biriniz uykusundan uyandığında üç defa sümkürsün. Çünkü şeytan, onun genzinde geceler."
(Buharî, Bedü’l-Halk 11; Müslim, Tahâret 23.)
23. "Hz. Âişe anlatıyor: "Yâ Resûlallah! Kâhinler bize bir şeyler söylerdi de dedikleri gerçek çıkardı." dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Bu doğru olan sözü bir cin elde eder ve dostunun kulağına fısıldar. O da buna yüz yalan katar!""
(Müslim, Selâm - 122)
24. "Resulullah (s.a.v.)'in zevce-i paklerinden naklen anlatıyor: "Resululah (sav) buyurdular ki: "Kim bir arrafa (kahine) gelir, birşeyler sorar ve söylediklerine de (inanıp) onu tasdik ederse, kırk gün namazı kabul edilmez."
(Müslim, Selam - 125)
BU YAZIYI PAYLAŞABİLİRSİNİZ
İLGİLİ KONULAR
BU YAZI HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZE İLETEBİLİRSİNİZ
Şu ana kadar elimizden geldiğince bütün mesajları cevaplamaya çalıştık ve inşallah böyle devam edecek. Ancak "E-POSTA" adresinizi doğru yazmazsanız size ulaşmamız mümkün olmuyor. Lütfen dikkatle yazın.