Euzü Billahimineşşeytaniracim
Bismillahirrahmanirrahim.
- Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullahel azim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyümü ve etûbileyh.
- Elhamdülillah Elhamdülillah Elhamdülillahi Rabbil alemiyn.
- Vessalatü vesselamü ala Resulina Muhammedin el emin ve ala alihi ve ashâbihi ecmaiyn.
SORU:
Merak ettiğim bir konu var. Çok fazla günahkar, zalim insanların mükemmel bir hayat sürmeleri ve alnı secdeden ayrılmayan, kul hakkına dikkat eden insanların ise bir çok imtihanla sınanmasını nasıl açıklayabiliriz?
Kişinin başına gelen her musibet muhakkak kendi günahından dolayı ise, günahkar olan ama başına hiç musibet gelmeyenlere göre daha mı günahkar olarak göreceğiz onları? Henüz bebeklik döneminden itibaren her türlü acıyı tadan çocuklar bu musibetleri kendi günahlarından dolayı mı görüyor?. Gerçekten anlamadığım için soruyorum. Allah-u Teala sadece sınamak için bir imtihan gönderemez mi? Muhakkak o kişide kusur olduğu anlamına mı geliyor
CEVAP:
Musibet ve günahın ilişkisi, anladığım kadarıyla eskiler tarafından doğru anlaşılmış fakat sonlara doğru insanların artık kendilerine günahı yakıştıramamaları, günahsız olabileceklerini rahatça iddia edebilme arzuları sebebi ile sadece imtihana bağlanmaya çalışılmış gibi görünüyor. Hâlbuki Allahu Teâlâ istisnasız her birimizin günahkar olduğumuzu beyan etmiştir. Aşağıda ki ayet ve hadislere baktığımızda net bir şekilde sıkıntıların günah sebebi ile geldiği bize açıklanmıştır, üstelik bu ayetlerin en meşhuru olan Şura suresi 30. ayetin tefsirini bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) yapmıştır. Buna göre yaklaşım tarzımızın; haşa Allah ve Rasulü yanılmış hata etmiş te biz düzeltiyormuşuz gibi değil de, konuyu doğru anlamaya çalışma şeklinde olması gerekir diye düşünüyorum ve bu bakış açısı ile kendi yaşadıklarım izlediklerim dinlediklerim ışığında anlamaya anlatmaya çalışayım inşallah. Yalnız unutmayalım ki bu yaşadığımız dünya imtihan ve gayb dünyasıdır, Müslüman gayba iman eder, her durumu her olayı anlayabileceğimiz açıklayabileceğimiz yanılgısına düşmeyelim.
Bir kaç örnek üzerinden başlayalım; Belgesel izleyenleriniz vardır, ceylanı boğazından yakalamış bir aslan, bu sırada sırtlanlar taciz etmeye başlıyorlar, aslan öldü zannettiği ceylanı bırakıp sırtlanları kovalamaya başlıyor, bir süre sonra ceylan kendine geliyor, kısa bir sersemlikten sonra da ayağa kalkıp kaçıyor. Bu sahne çoğumuza denk gelmiştir. Burada çok hoş bir detay var, ceylan av olduktan sonra Allah'ın rahmetinden bir çeşit narkoz almış ve baygınlık geçirmiştir aslında, tehlike durumu geçince de narkoz kesilmiş ve tekrar hatırlayabileceği yaşamına dönmüştür. Nasıl biz insanlar olarak yine Allah'ın öğrettiği narkozu kullanarak ameliyat olan bir insanın acı ve travmalarını Allah'ın izni ile kesebiliyoruz, bizi de narkozu da acıyı da tatlıyı da yaratan Allah, elbette ki "hiç bir canlıya hiç bir şekilde zulmetmediği ve zulmetmeyeceği vaadinde" duracak ve günahsız olanların, yani sabî ve hayvanatın travma anlarında o canlıya farklı şekillerde kendi katından ya da bu dünyadan narkozlar vererek, acı ve travmayla bağını kesecektir. Bebeği olan bir aile düşünün, bebek bir hastalık geçiriyor, ağlıyor uyumuyor, aile hastaneden çıkamıyor.. Burada musibeti aslında bebek değil aile yaşamaktadır. Bebekte en ufak bir hatıra oluşmaz.
Ben küçük yaşlardan itibaren pek çok kırık çıkık vakası yaşadım. İlkokul çağında kolum dirsekten kırıldı ve kemik eklem yerinden çıktı, ameliyat olmam gerekti. Olayla ilgili pek çok ânı net bir şekilde hatırlıyorum, o taşın üstüne düşüşümü, insanların korku içinde beni hastaneye götürüşünü, doktorun ayağını göğsüme dayayıp kolumu çekerek yerine oturtmaya çalışmasını, ameliyattan sonra zannediyorum 1 hafta 10 gün kadar kolum askıda kıpırdamadan yatışımı, ilk ayağa kalktığımda başım döndüğü için yürüyemediğimi.. Ama her anında sonradan dikkatimi çeken enteresan bir durum var; hiç acı hatırlamıyorum, hiç üzüldüğümü hatırlamıyorum, benim için travma olacak hiç bir şey hatırlamıyorum, hatta hastanede kaldığım sürede kendimi çok mutlu hissetmiştim, çocuk aklı işte, insanlar ekstra ilgi gösteriyorlar, istediğim oyuncağı bulup getiriyorlar.. Hastanede babamın aldığı o traktör belki de benim hayatım boyunca en sevdiğim oyuncağım oldu.. Kolumda ki ameliyat izinden başka da kötü bir hatıram yok, ameliyata giriş çıkış dahil narkoz zamanlarıyla ilgili de hiç bir anım yok. Ancak üniversite yıllarında da farklı zamanlarda bileğimde ve çenemde kırıklar oldu, ikisinde de ameliyatlar oldum. Bir ergen, bir yetişkin olarak yaşadığım bu olaylarda o acıyı hiç unutamadım, fiziksel acı bir yandan, psikolojik travmaları bir yandan, yaşadığım sıkıntıların çoğunu bir sıkıntı olarak net bir şekilde hatırlıyorum. Ameliyata girişimi, narkozun etkisi ile bayıldığım ânı, narkozdan büyük bir acı ile uyanışımı, ağrıdan uyuyamayışımı, daha pek çok sıkıntı..
Benim bu yaşadıklarım, gördüklerim, dinlediklerim; Allah'ın bu konu ile ilgili ayan beyan bildirdiği vaadinin hak olduğuna şehadet etmeme vesile oldu. Dolayısıyla Allah'ın "her musibet" diye istisna bırakmadan söylediği ayetlere, "bazen günahtan olur bazen de imtihan gereği olur" diye istisna bırakmaya, tevil yapmaya ihtiyaç duymadım. İstisnasız her insan ve cinnin günahkar olduğunu, günahsızlık diye bir mertebenin olmadığını öğrendim ve buna da iman ettim. O alnı secdeden kalkmayan, kimseye zararı dokunmayan dediğimiz insanlar bile kendi mertebelerince günah ve hatalar işlemektedirler. Karşılaştığımız vakalar arasında çok dindar bir amcamız, hem oğlunun hem de kızının eşcinsel olması şikayetiyle gelmişti, kendilerine hiç bir hatayı yakıştırmayan, yakıştıramadığımız o amcamızın bütün zekâtını yıllardır bir cemaate verdiği ortaya çıktı. Zekât nerelere verilir diye hiç araştırmamış sormamış. Ver demişler vermiş.. Ve belki de onlarca yılını zekâtsız olarak geçirmişti. En alt mertebede ki insanın faiz bataklığında yüzerken kalbinin çok temiz olduğunu, en üst mertebelerde ki insanların şirk bataklığında boğulurken pantolon bile giymediği için günahsız olduğunu iddia ettiği enteresan zor zamanlarda yaşadığımızı da unutmamak gerek. Zaten bu konuda ki tartışmaların en temelinde günahsızlık makamının var olabileceği safsatasıyla, kendi nefsini ya da şeyhini temize çıkarma, ululama çabası vardır.
İmtihan meselesine gelince; İmtihan biraz yanlış anlaşılmış bir konudur; imtihanı, sanki Allah a.c.'nin rastgele hikmetsiz sebepsiz olarak, piyangodan çıkmışçasına, kimisine fazla, kimisine az sıkıntılar verip kulun tavrının nasıl olacağını sınaması olarak görüyorlar. Bu çok büyük bir yanlış anlamadır ve bilmeden Allah'a iftira atmaktır. Allah a.c.'nin sebepsiz, hikmetsiz ve abes bir işi yoktur. Her iyilik Allah'ın lütfundandır, her kötülük ise nefsimizdendir. İlk nefesimizden son nefesimize kadar yaşadığımız her şey, her iyilik, her kötülük, her varlık, her yokluk, her hastalık, sevgi, nefret, üzüntü, başarı, başarısızlık vs. imtihan için gelir. İmtihan hayatımızın tamamını kapsayan üst küme gibidir, bu üst kümenin içinde ki hastalık ya da sıkıntı anlarının olduğu küçük kümeleri kendi sebepleri ile değerlendirmemiz, bu küçük kümeyi, imtihan kümesinden çıkarmaz. Yani, "Sıkıntı ya günahtandır, ya imtihandan, ikisi aynı anda olamaz.." gibi bir sav, büyük bir hata, hatta iftiradan başka bir şey değildir. İmtihan hiç bir şekilde kesilmez, ta ki son nefesi verelim.
Bu Kur'an, ne bebeklere, ne delilere, ne hayvanlara, ne de meleklere geldi.. Bu Kur'an size bana, öncekilere sonrakilere, insanlara cinlere, mükellef olan tüm yetişkinlere geldi. Kur'an'ı da Sünneti de, anlayamadığımız, açıklayamadığımız ilk olayda, Allah ve Rasulü yanılmış ta biz toparlıyormuşuz gibi değil de, mükellef ve günahkâr yetişkinler olarak okumamız lazım. Her olay için bir açıklama yapamam, yapamıyor olmam da gerekir zaten. Açıklamasını yapamadığımız bir şeyin olması, bir açıklamasının olmadığı anlamına da gelmez. Her duruma bir açıklama yapabiliyor olsaydık gayba imanı nasıl yaşayacaktık, imanımızı nasıl ispat edecektik. Allah'a şükürler olsun şahit olduklarım Allah'ın lütfuyla şehadet etmeme vesile oldu. Bu şehadeti gayba iman ederek te kemâle ulaştırmayı Allah'tan dilerim. O'nun yardımı olmadan da hiç kimse hiç bir şeyi başaramaz.
Kafirlerin, zalimlerin ya da imanlı olarak bildiklerimizin bir kısmının tırnağına taş değmemesi ya da nispeten daha az sıkıntı çekmeleri konusu da Kur'an'da anlatılan konulardandır. Allah a.c. bazılarının cezalarını ertelediğini, bazılarının günahlarını artırmaları için bıraktığını, bazılarının cezadan önce belki hatalarını fark edip dönmeleri için cezalandırılmadıklarını anlatmıştır. Zaten her günah işleyen mutlaka anında dünyada cezalandırılır diye bi kaide yok, her musibet, hata ve günah sebebiyledir diye bir kaide var.
Musibet, hem ahiret öncesi bir temizlik vesilesidir, hem de tevbe edip kendimizi düzeltmemiz için Allah'ın yaptığı bir hatırlatmadır. Bu açıdan sabrın yanında şükür de edilmesi gerekir. Günahsızlardan olabileceği yanılgısında devam etmek isteyen devam etsin, ben kendimin çok günahkar olduğumu biliyorum, Allah rahmet etmezse de kurtulamayacağımdan eminim. O yüzden her anımda Allah'ın yardımını bağışlamasını, son nefesimize kadar da beni ve tüm müminleri, tevbe, istiğfar, şükür, sabır, tevazu ve basiret üzere iman dairesinde tutmasını dilerim.
- Ekûlü gavli hâza, ve estağfirullahel azîme lî, ve lekum, ve lisâiril mu'minîn.
- Elhamdülillahi Rabbil alemiyn.
- Vessalatü vesselamü ala Resulina Muhammedin el emin.
İlgili olabilecek ayet ve hadislerden örnekler aşağıda verilmiştir;
"Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar."
(Şura/30)
"Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki; "Bir kula isabet eden az veya çok felaketler ancak günah sebebiyledir. Allah ise günahların çoğunu bağışlıyor." buyurdu ve "Başınıza gelen her musibet kendi ellerinizin kazandıkları yüzündendir. Allah ise günahlarınızın çoğunu bağışlıyor." (Şûrâ 42/30) âyetini okudu."
(Tirmizî, Tefsir/44 no: 3252)
"Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir."
(İbn Mâce, Zühd, 30)
"Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı."
(Müslim, Tevbe, 9-11)
"Şüphesiz Allah, hiçbir şeyle (ve hiçbir şekilde) insanlara zulmetmez. (O kullarına haksızlık etmekten ve zarar vermekten münezzehtir.) Ancak insanlar (günahlara dalmak, fıtrata ve şeriata aykırı davranmak ve kötülüklere sapmak suretiyle) kendi kendilerine zulmetmekte (bela ve cezaları hak etmekte)dirler."
(Yûnus/44)
"Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter."
(Nisa/79)
"Belki dönüş yaparlar diye, onlara o büyük azaptan önce daha yakın azaptan muhakkak tattıracağız."
(Secde/21)
"Onları grup grup yeryüzüne dağıttık. İçlerinden bazıları iyi kimselerdir, bazıları da böyle değildir. Bu sonuncuları, belki dönüş yaparlar diye, iyi durumlarla da kötü durumlarla da imtihan ettik."
(Araf/168)
"Oysa kendilerine gösterdiğimiz her mûcize bir diğerinden daha büyüktü. Belki yanlış yoldan dönerler diye kendilerini felâketlerle sarstık."
(Zuhruf/48)
"* Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O sadece, onların işini bir güne erteliyor ki, o gün gözler dehşetten dışarı fırlamış;
* Başları yukarıya kalkık, bakışları bir noktaya sabitlenmiş, zihinleri bomboş kalmış olarak toplanma yerine koşarlar."
(İbrahim/42,43)
"O müşrikler kendilerine mühlet verilmesine aldanmasınlar. Daha öncekilere de böyle fırsat verilmişti. Ne zaman ki peygamberler, toplumlarının imana gelmelerinden ümitlerini kesecek raddeye gelirler ve toplumları da peygamberlerinin kendilerini aldattığı zannına kapılırlar, işte o zaman onlara yardımımız ulaşır, inkârcılar helâk olur, dilediğimiz kimseler kurtulur. Çünkü (uzun vâdede) cezamız, suçlu toplumlardan hiçbir surette geri çevirilmez."
(Yusuf, 36/110)
"Şayet Allah insanları yapıp ettikleri yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerin üstünde tek bir canlı bırakmazdı; fakat onlara belirlenmiş bir vadeye kadar mühlet veriyor. Vadeleri dolduğunda ise (herkes anlayacaktır ki) Allah kullarını hakkıyla görüp bilmektedir."
(Fâtır/45)
"Senden önce de nice peygamberlerle alay edildi. Fakat Ben, o kâfirlere akıllarını başlarına toplamaları için bir süre mühlet verdim. Ama onlar akıllanmayınca sonra da onları azabımla kıskıvrak yakaladım, cezam nasılmış, gördüler."
(Ra'd, 13/32)
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Yüce Allah zalime mühlet verir. (Cezasını hemen vermez. Bir müddet için erteler.) Ama gazabını indirmeye hükmettiğinde ise o kişiyi hiç kimse kurtaramaz."
(Buhari, Müslim, İbn Mace)
BU YAZIYI PAYLAŞABİLİRSİNİZ
İLGİLİ KONULAR
BU YAZI HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZE İLETEBİLİRSİNİZ
Şu ana kadar elimizden geldiğince bütün mesajları cevaplamaya çalıştık ve inşallah böyle devam edecek. Ancak "E-POSTA" adresinizi doğru yazmazsanız size ulaşmamız mümkün olmuyor. Lütfen dikkatle yazın.